AVATAR
hoş geldiniz..

MENÜ
ANA SAYFA
PROFİLİM
ARŞİVLER

SON YAZDIKLARIM
• • • • •

MESAJ KUTUSU


BAŞLIK
yazmak istediklerinizi buraya

BASLIK
yazmak istedikleriniz buraya

BAŞLIK
yazmak istediklerinizi buraya

BAŞLIK
yazmak istediklerinizi buraya

SAAT

diğer
buraya yazı gelecek

diğer
buraya yazı gelecek

diğer
buraya yazı gelecek

diğer
buraya yazı gelecek

diğer
buraya yazı gelecek

diğer
buraya yazı gelecek

27/8/2008 - DOST KAZAN


Dost kazan

Seher vakti konup gülün dalına
Bülbül gibi şakıyacak dost kazan
Mahşer günü yapışacak salına
Bir fatiha okuyacak dost kazan

Benim istediğim sevgi dostluğu
Sevgi pınarından açsın musluğu
Barış alem ile koyma küslüğü
Cenazeni yıkayacak dost kazan

Eli dili temiz pek olsun beli
Her zaman elinde dostluğun gülü
Ortada kalmasın cenazen ölü
Kefenini dokuyacak dost kazan

Kalbinden öfkeyi kini kaldırıp
Özüne hoş görü sevgi doldurup
Nefis denen kör şeytanı öldürüp
Ayağını bıkayacak dost kazan

Borani dostluklar bir akan ırmak
İnsana yakışmaz küsülü durmak
Gönül beytullahtır olurmu kırmak
Kin yolunu dıkayacak dost kazan
H Ç

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

27/8/2008 - HER ŞEY SENDE GİZLİ


Her Şey Sende Gizli


Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...


Can Yücel

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

27/8/2008 - BİR GÜN ANLARSIN

Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın


Ümit Yaşar Oğuzcan

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

27/8/2008 - ŞİDDETE İSYAN

Kadına  şiddet,
Günümüzde   gündemde.
Kadına  şiddet  diye,
Dayak  cennetten   çıkma,
Kadın  kaşık  düşmanı,
Kadınsın   otur  evinde,
Çocuğuna  bak.
Kadına  şiddet!!
Bahaneler  çook.
Kadının  sesi  çıkmamalı,
Kocaya  hizmetçi,
Aileye hizmetçi,
Mutfakta  ahçı,
Çmaşırcı,  bulaşıkçı, temizlikçi,
Halı yıkamacı, alışverişçi.
En ağır   işçi aslında,
Kadın  ama  beylere sorsan,
Aşama kadar   ne yapıyorki,
Laklak   çeneden  başka,
Bunları  görevi  tabi yapmalı,
Kadına  şiddet  olmaz canım  çok ayıp,
Erkeğini   gülerek karşılamalı,
Masa  hazır  olm alı,
İhtiyaçlarını karşılamalı.
Yksa  sonuç    şiddet''mi  olmalı.
EEEE sevgi   nerde?
Sorarsan  olmazmı  canım,
Rahat  batıyor  ona,
Elalemin   karıları  diye başlanır,
Fazla  şımartmamalı,
Kadın   kadınlığını bilmeli.
Edepsiz  olmamalı,
Arada bir  okşamalı  ((şiddet ))
Eh  o  çünkü  bir  kadın,
Eksik  etek.
Eğreti  gelin,
Çocukmatik.
Besleme,
Arada bir  belini  kırmalı,  ((şiddet  ))
Mazeretler  paravan,
Bahaneler  hazırdır.
Adaletsizlikler,  asırlardır  devam eder,
Cezalandırılırlar.
Çilekarlar,
Doğarlar  ailede  baba,  abi  baskısı,
Evlenirler,
Koca, kayınpeder, kayınlar,
İşe girer  patron,  iş arkadaşları,
Her yerde bir  vardır,
Bir  onları  inciten  soysuz,
Bir  erkek''im  diye  geçinen.
Şiddet  meraklısı  bulunur.
Adalet  yanlarında  değildir nedense,
Çünkü  kanunları yapande erkekeler,
Hep  karşılarında  olmuşturlar,
Giyiminden,hareketlerine denetlenir  kadınlar,
Karışırlar, yaşantılarına,
İsyan edenlere  feminist  derler.
Hakkını  kullanamaz,
Eğitim aldırılmaz,
Sonuç  bir evde  olur  hizmetkar.
Hala  kanun var  deriz.
Kendimizi avuturuz,
Ne evimizde  patronuz aslında,
Ne  yönetimlerdeyiz,
Ne  mecliste  eşitiz,
Daima  gerideyiz,
Şiddet  içindeyiz,
Çocuğumuz  bile  şiddet  uygular,
Yinede  sesimizi  hiç kimse  duyar.
((  Ne  zaman  yenilmez  oluruz ?))
((  Omuz  omuza  her  yerde, 
aynı  şartlarda,  Eşit  olursak,  o zaman,
Şidete   çözüm  elde ederiz,
yoksa  ölene kadar  şiddet''le ,
Yaşamaya  mahkumuz.
Ama  şunu unutmayın  sizleride,
Bir  kadın  dünyaya getirdi,  Bizleri  dövesiniz  diye  değil.  sevgi  gösterin  diye,
Size  can  verdi,  kan verdi  unutmayın.
İyi   düşünün.
  kalın sağlıcakla  şiddetsiz  günlere.
  sevda cn

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

25/8/2008 - ÖYKÜ

Mahalledeki iki afacan çocuk,
 yaramazlıklarıyla tüm mahalleyi bıktırmış.

Kırılan camların, çizilen duvarların, lastiği indirilen otomobillerin, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin sorumlusu, hep afacan kardeşler.

Anne ve baba bu işten iyice usanmışlar....

Sonunda, kilisenin papazına gidip, yardım istemişler.

Papaz da 'çocukları bana gönderin,
 konuşayım' demiş.

Çocuklar gelmiş.

Papaz önce büyük olanı yanına çağırmış;

Söyle bakalım evladım, Tanrı nerede?'

Çocuk susar...

Papaz tekrar sorar: Evladım söylesene,
 Tanrı nerede?'

Çocuk susmaya devam eder.

Papaz ısrarla sorar, çocuk yine susmaya devameder.

Papaz, sonunda sinirlenir:
 'Konuşsana be çocuk, nerede Tanrı?'

Çocuk, aniden fırlayıp koşar.

Kardeşine de seslenir: 'Kaçalım çabuk!..'Eve giderler ve odalarına girip kapıyı kilitlerler.

Küçük oğlan, büyüğüne sorar:
'Neden kaçıyoruz?'

Büyük yanıtlar: 'Bu kez olay ciddi...
 Tanrı kaybolmuş, bizden biliyorlar...'


bu günde böyle olsun istedim yüzünden gülümseme hiç eksik olmasın
iyi pazarlar arkadaşım

YORUM YAZANLAR (1) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

25/8/2008 - SON SÜRAT GİDİŞ

2008 Pazartesi

SON SÜRAT GİDİŞ

Hayat trafiğinde son sürat,
Hız yaparken, bulduk kendimizi,
Geçmiş yaşamın getirdikleri,
Geleceğe bakış, topyekün.
Hayatı hatırlamaksa,
Hiç unutulmayacak olanların listesi,
Kaybettiklerimiz,
Unutmak istediklerimiz,
Elele tutuşup gezdiğimiz yerler,
Çocukça şakalarıma katlandığın,
Kısacı anlar,Bizim şarkımız,
Bizim ağacımız,bizim masamız,
Gittiğimiz o çınaraltı çaybahçesi,
Listenin başına yaz,
Yoksa hafızanı yokla, kaçamaklarımızı,
Şimdi düşünüyorumda,
Ellerimi ilk tutuşunu,
Hafif bir tebessüm yayılıyor dudaklarıma,
Yüz watlık ceryana tutulmuş gibi,
Titrediğini, ellerinin terini, ve gittiğimiz,
Film''i setretmeyip ellerimi,
Sımsıkı tutmanın ne büyük,
Bir heyecan olduğunu, seninle,
İlgili hiçbir ayrıntıyı, kareyi,
Kaçırmadan seni seyrettiğimi,
Şimdi gülüyorum kendime,
Sığınacak bir yerimiz olmadığı için,
Beyazıt, aksaray,gülhane,eyüpE kadar,
Yürüyerek konuştuğumuzu,
Acımadan ayaklarımıza,
Son vites tabanlarımız şişmişti,
Günlerce zonklamıştı,
Serde gençlik vardı tabi,
Bir bilselerdi, seni ne çok sevdiğimi,
Seninle beraberken, Zaman dururdu,
Evde il sorduklarında, neler uydurduğumu,
İyiki fotoromanlar vardı, o zamanlar.
Uyumadan önce,
o günü gözden geçirir, kritiğini yapardım birde,
Yaşadıklarımızın.
Köhne çaybahçesi , Çınaraltı masamız,
Bizim mekanımız şimdi yok artık,
Kaybolmuş hatıralarımz,
Hesabını soruyorum yıllara,
Seni anlatayım diye,Yeni aşıklara.
Yok artık çay bahçemiz,
Yerinde binalar dikilmiş,
Onlara bakıp hüzünleniyorum.
Bir vites değişimi zamanın,
Aşımına uğramiş hatıralarımız.
Yılların bir dönemecin''De
Trafik dur geçilmez yol diyor,
Sevgimizi ayakta tutan,
Çaybahçesi değil, hatıralardır,
Romantik aşk masalımız,
Buralarda bitiyor hüzünüm onun için,
Artık Aşk, Aşkı, Aşksızlığı bilmeyenlerin,
Ellerinde son durakta kalmış,
Sevgisiz aşk, arkadaşlık, tutku olmuş,
Saygı yok birbirine bakışta,
Beklentileri yok birbirlerinden,
Yani mutsuzluk, Sabahları önde,
Sevgiler kara çalımlarda,
Son sürat mutsuzluğa doğru yol alıyorlar.
Yorgun gönüller, solgun yüzler,
Sevgisiz evliler, çıkarlar ölüm virajında,
Nerde o romantik aşklar,
Ne ışık kalmış gözlerinde, nede trafikçiler,
Yöneten patron oluyor, yönetilen kurban,
Egebeli, aşılmaz yollar''da gidiyorlar,
Hayat şoförleri sonsuzluğa sonsürat,
Biri gelir, biri gider,
Kavşağın sonu görünür birden.
sevda cn

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

25/8/2008 - öykü

Günlerden bir gün zengin ,
bir baba oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı;
insanların ne kadar ,
fakir olabileceklerini oğluna göstermek.
Çok fakir bir ailenin evinde iki gün geçirdiler.
Köyden oturdukları kente ,
gelirken baba oğluna sordu;
"İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini
 gördün mü?
""Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
Şunu öğrendim:
Bizim evde bir köpeğimiz var,
 onlarınsa üç.
Bizim bahçede çok büyük bir,
 havuzumuz var,
onlarınsa sonu olmayan bir dereleri var
Bizim birkaç halımız var,
onların yemyeşil, göz alabildiğince uzanan çimenleri
Bizim görüş alanımız karşı apartmana kadar,
onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası ,
söyleyecek bir şey bulamadi
Oğlu ekledi; "Teşekkürler, baba.
Ne kadar fakir olduğumuzu,
 gösterdiğin için!''
Hayata biraz da çocukça bakabilmek,
 dileğiyle…
günaydın arkadaşım

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

23/8/2008 - AĞLAYAN YAĞMUR TANELERİ

Ağlayan yağmur taneleri

Ağlıyan yağmurcukları koparmak istiyorum geceden.

Senin yağmurlu gecelerde ağladığını biliyorum bitanem..

İhanetin pencesine düşmüşse duygu,

Ağlamak hakkındır bebegim.

Vijdanın sesinden kurtlmak. için.

Karanlık yağmurlu gecede bedenler düşerse ıslak toprağa,

Hisetmemişse eğer acısını kendi yüreginde,

Vurulmuştur. sıcak bedenindeki kan aktıkca toprağa,

Bir yürek ağlamaklı olur, bir incesızı düşer yüregine bir ananın.

Yağmur dağları terk ederken suskunluk çöker geceye.

Hafiften bir esinti başlar.

Yapraklar damlacıklarla temizlenir,yiğitlerin karışır toprağa pıtılaşarak. kanı.

Gözler gökyüzünün maviliklerini yakalar durgun.

Tanrısal bir güzelik yayılır yüzüne,

Doymamışlığın alaycılığıyla bakar donmuşluğa.



H A

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

23/8/2008 - BİR CANDAN GELEN


İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu,
ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10´una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla
öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda
kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15´inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden,
değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği
odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını
hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her
türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor;
ille seviyor, inadına seviyor.
20´sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor. Her şey ona küçük
görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor. Lakin dünya bunu
bilmiyor.
25´inde ayaklar biraz yere değiyor. Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp
grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden
vurularak evleniyor genelde... 5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal",
daha yakına geliyor. "Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.30´unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum"
dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben"
pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler,
çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda
uyanmadan 20´sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan
yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40´ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp
ölmeye başladığında bocalıyor insan...
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve
ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla
çare aranıyor.
45´inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor. Eski
dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini
merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer
değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten
vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.

Can DÜNDAR

YORUM YAZANLAR (0) :: SENDE BİR YORUM YAZ! :: BAĞLANTI

<- ÖNCEKİ SAYFA :: SONRAKİ SAYFA ->